Ezoterizm Nedir ? İslamda Yeri Var Mıdır ? » Vaveyla.Net | Kimi zaman bir çığlık..


» » Ezoterizm Nedir ? İslamda Yeri Var Mıdır ?

Ezoterizm Nedir ? İslamda Yeri Var Mıdır ?

Soru: Ezoterizm nedir? İslamda yeri var mıdır?

1) Ezoterizm, bir konudaki derin bilgilerin ve sırların ehil olmayanlardan gizlenerek, bir üstad tarafından sadece ehil olanlara inisiyasyon yoluyla öğretilmesidir.
Ezoterizm bir din veya bir inanç sistemi değildir. Çoğunlukla ezoterik yani ezoterizm ile ilgili veya ezoterizme dair şeklinde kullanılır.


Ezoterizm (içe yönelik anlam/ileti), asıl olarak belirli kişilerin içselliği ile sınırlandırılmış felsefî öğretilerdir. Bu öğretiler herkes tarafından bilinen egzoterik (dışa dönük anlam/ileti) öğretiler değil, tam tersine belirli kişilerin aşamalardan geçerek bilmeye hak kazandığı öğretilerdir.

Ezoterizmin diğer anlamı ise içsel, tinsel farkındalığa sebep olan, Mistisizm ile eşanlamlı kabul edilen önemli ve kesin bilgilerdir.

Ayrıca Ezoterizm geniş, farklı öğreti ve pratik yelpazesine sahip olan bir akımdır. (VİKİPEDİ)

- Sözcük anlamı olarak ezoterizm “sadece belli sayıda müritlere açıklanan halkın düzeyine inmeyen ya da inmemesi gereken doktrine“ denir. Ezoterik doktrin “müritlere sözlü olarak aktarılan tüm bilgi ve öğretilere“ denir. (Petit Robert)

- Özellikle Avrupa’da ve Amerika’da son zamanlarda çok sıkça kullanılmaya başlanan Türkçe’de “içrek” kelimesiyle karşılanan ezoterik sözcüğü, içinde saklı olan anlamı sadece seçilmiş kişilere açıklanan öğretileri tanımlamak için kullanılır.

- Ezoterizm bir din değil, bir doktrindir. Dinlerde de, din dışı düşüncelerde de geçerli olabilir. Örneğin, Müslümanlar arasında “Batinilik” bu anlamda bir ezoterizm olarak adlandırılabilir. Çünkü bu batıl düşünceye göre Kur’an’ın asıl maksadı zahiri ifadeleri değil, herkesin bilmediği, sadece kendi muallimlerinin, kendi cemaatlerinin bildiği batıni yorumlar esastır.

- Nitekim bazı tanımlara göre, Ezoterizm, asıl gerçeklerin yalnızca anlayabilecek yetenek ve bilgide olanlara bildirilebileceği görüşü üzerine temellenen bir öğreti sistemidir. Ve genel olarak, Arapça ve Eski Türkçe' de "Batiniyye", Fransızca' da "Esotérisme" ve İngilizce' de "Esoterism" ya da "Esotericism" karşılığıdır. Bu sözcüğün Türkçe'de yeni kullanılan karşılığı "İçrekçilik" tir.

- Meydan Larousse Ansiklopedisi ise Türkçe eşanlamlısı İÇREK başlığı verdiği bilgiye göre, ezoterizm: “Yalnız vakıf olanlara öğretilen; vakıf olmayanlarca anlaşılmayan bilgi ve ya eserler için kullanılır. ...

- Bu bağlamda Masonların gizli sembollerle yaptıkları ve sadece üst derecedeki rütbelilerin anladığı ifadelerin arka planında sakladıkları anlamları da buna dahil etmek mümkündür.

- Bu doktrinde gerçekten “Her zaman hayırlısı şeklinde dua edilmemesi” şeklinde bir düşünce varsa, elbette bunun -ne dinen ne de aklen- hiç bir kıymeti ve değeri yoktur.

2) Amin ifadesinin Mısır’da bir kralın isminden dine girdiğini iddia etmek saçmalıktır. Çünkü bu iddiacıların iddiasına göre, Amin sözcüğü; "tanrıların kralı" olarak bilinen Antik Mısır tanrısı Amon'un (Amen) adından geldiğidir.

Bir tevhid inancı temeli üzerine kurulan semavi dinlerde Mısır putlarından birinin adını ibadetlerinde yer vermelerinin hiç bir akılla izahı mümkün değildir.

- Doğrusu şudur:

Amen/Amin kelimesi “öyle olsun, ben bunu can-u gönülden isterim” manasına gelir.

Nitekim rivayete göre peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “İmam, Fatiha’yı tamamlayıp âmin dedikten sonra siz de ”âmin” deyiniz. Kimin bu sırada “âmin” demesi meleklerin o anda “âmin” deyişi ile aynı ana rastlarsa geçmiş günahları affolunur.” (Müslim, Salat, 72; Ebû Dâvud, Salat, 167-168; Tirmizî, Mevâkîttü’s-Salat, 116).

Amin/Amen Kelimesi, “öyle olsun/Allah’ım kabul et!” manasında olup Hz. İbrahim’den beri bütün semavi dinlerde kullanıldığı ifade edilir. Aşağıdaki ayetlerde “amin” kelimesinin Hz. Musa döneminde de kullanıldığına işaret edilmiştir. Şöyle ki:

Mûsâ’ya ve kardeşine: “Millet için Mısır’da evler hazırlayın, evlerinizi namazgâh yapın, namazı hakkıyla ifa edin ve ey Mûsâ müminleri müjdele!” diye vahyettik. Mûsâ: “Ey bizim Rabbimiz!” dedi. “Sen Firavun ile onun ileri gelen yardımcılarına dünya hayatında muazzam zinet, haşmet ve servet verdin. Ey bizim Rabbimiz! İnsanları neticede Senin yolundan saptırsınlar diye mi onlara bu imkânı verdin? Ey bizim büyük Rabbimiz, mahvet, sil süpür onların servetlerini ve kalplerini şiddetle sık! Belli ki o acı azabı görmedikçe onlar imana gelmeyecekler. Allah buyurdu ki: ‘Dualarınız (ikinizin duası) kabul edildi. Dürüst olmaya devam edin, müstakim olun ve sakın hakikati bilmeyenlerin yoluna tâbi olmayın!’ ” (Yunus, 10/87-89) mealindeki ayetlerde Hz. Musa ve kardeşi Hz. Harun’a vahiy edildiği bildirilmiş, sonra yalnız Musa’nın duasına yer verilmiş, ardından ise, “ikisinin de duasının kabul edildiğine” vurgu yapılmıştır.

Yani dua eden yalnız Musa’dır, fakat: “Dualarınız (ikinizin duası) kabul edildi” denilerek duanın iki kişiye ait olduğu bildirilmiştir.

İşte bu meseleye dikkat çeken müfessirler: “Hz. Musa dua etmiş, yanında bulunan Hz. Harun da ‘Amin” demiş olduğu için ikisi de dua etmiş sayılır” diyerek açıklamışlardır. (bk. Taberi, Beğavi, Zemahşeri, Razi, ilgili ayetin tefsiri. - Razi’ye göre bu yorum İbn Abbas’a aittir.)

3) Cennet ve cehennemin olmadığını, bunların sadece insanların içinde bir duygu olduğunu söylemek için kâfir olmak yetmez, çok ciddi bir mecnun olması gerekir. Çünkü, bu duygu cennet ve cehennemin yokluğuna değil, aksine varlığına delildir. Bir çekirdekte bulunan özellğin, ağacından da var olduğunu her akıl sahibi bilir. Kainat ağacının çekirdeği olan insandaki bu duyguların karşılığının, kainat ağacında da olacağı kesindir.

Bütün semavi dinlerde cennet ve cehennemin varlığına, oradaki bulunan azapların şekline ve lezzetlerin çeşitlerine öyle vurgu yapılmıştır ki, bütün bunları “insanın içindeki duygular” olduğunu söyleyerek inkâr etmek için gerçekten deli olmak gerekir.

Şunu demek istiyoruz: İnanmayanlar normal kâfirdir. Bunlar her zaman var olmuş ve bundan sonra da var olacaktır. Ancak, cennet ve cehennemin kavramsal olarak varlıklarına inandığı halde bunları kendi heva ve hevesine göre yorumlamak anormal bir küfürdür. Çünkü, öyle anlaşılıyor ki, bu tür düşünceler sahibi, dinlerin özellikle de İslam dininin varlığını bildirdiği cennet ve cehennemi inkâr etmiyorlar, bir anlamda Kur’an’ın dediklerini doğru kabul ediyorlar, ancak bunların gerçekte değil düşünce bazında var olduklarını söylüyorlar.

İşte bu yelpazede hareket edenlerin akıldan istifa ettiklerini söylemekte hiç bir beis görmüyoruz. Çünkü:

Yüzlerce delil ile mucize olduğu ortada olan Kur’an gibi bir Allah’ın kitabında Cennet ve cehennemle ilgili öyle tasvirler yapılmaktadır ki, bunları hayali farz etmek için gerçekten akıldan fersah fersah uzaklaşmak gerekir.

Örneğin, Cennette, yemek, içmek, evlenmek gibi hususları nereye koyuyorlar? Cehennemdeki çeşitli azaplar, “irinli su içmeleri, zakkum denilen gırtlakları yırtan dikenli şeyler yemeleri”, “onların derileri yandıkça onlara derilerini yenileriz ki azaplarına artsın” gibi ifadeleri ne ile izah ederler?
Sayın ziyaretçi, siteyi kayıtsız bir kullanıcı olarak görüntülüyorsunuz. Siteye kayıt olarak gezinti deneyiminizi olumlu yönde arttırabilirsiniz.
Adınız: *
E-Posta adresiniz: *
Kod: Okunamayan kodu yenilemek için resmin üstüne tıklayınız
Kodu girin: